Macseverler buraya!

Bilgisayarı Macisntosh olanlar, onların en çok şık tasarımlarıyla gurur duyar. Mac, daha kutusu açılmadan çok özel olduğunu hissettirir. Sonunda bir Mac sahibi olunca da, evde ya da ofiste ona yer bulunamaz. Çünkü en az kendi kadar değerli bir tasarım ürünü masa ister. Öyle alelade bir masada kullanamazsınız. İçiniz elvermez…
Yeni bir site gördüm. Mac sahiplerinin bu şık tasarımlı ortam sorununa çözüm sunuyor. Rain Design Inc.‘in yeni tekerlekli Mac standları, ister oturarak (ki o zaman zaten masa gibi kullanılmış oluyor) ister ayakta kullanılabilecek iGo adı verilen son derece ilginç tasarımlar. Çok hafif olan iGo’yu evde ya da ofiste, dilediğiniz yere koyabilirsiniz. Eğer bir Airport’unuz da varsa, kablo mablo gerekmez. Hem tekerlekli, hem kablosuz, evin neresinde isterseniz çalışabilirsiniz…
iGo simdilik Türkiye’de satılmıyor. Fakat Rain Design Inc’ın sitesindeki online mağazada 333-499 USD arsında fiyatlarla satılıyor.
Add comment Mart 9, 2007
İşte her yerde konuşulan "o yüzük"!
Liz Hurley ve Arun Nayar’ın düğünü şu sıralar internette en çok aranan konular arasında. Düğün fotoğraflarını satın alan Hello dergisi, bu fotoğrafları 7 Mart’ta çıkacak sayısında yayınlayacağını bildirdi. Bu arada düğünle ilgili konuşulanlar bitmiyor. Konuşuluyor, çünkü basına kapalı yapılan düğünde, konuklardan da kameralarını girişte görevlilere teslim etmeleri istenmiş. Düğün fotoğrafları ve Donatella Versace’nin tasarladığı gelinliği yakında göreceğiz. Ondan önce işte size Liz Hurley’in Chopard Haute Joaillerie koleksiyonundan seçtiği evlilik yüzüğü.
Bu konuda diğer blogumda daha geniş bir yazı var. İlgilenirseniz…
NOT: “Bu yüzüğün daha küçüğü var mı?” diye merak ediyorsanız (hepimiz Arun Nayar gibi bir koca bulamayacağımıza göre), Chopard Boutique’in adresini veriyorum. Mim Kemal Öke Caddesi No.11, Nişantaşı. Benim evimin arka sokağında, ben ara ara bakıyorum. Aynısını görmedim… : ))
Add comment Mart 7, 2007
Hayat kırkından sonra başlar…
Tatlı Hayat bir dedikodu blogu değil (keşke olsa, maalesef o kadar iyi takip edemiyorum olan biteni…). Bu nedenle Liz Hurley ve Arun Nayar’ın düğünü hakkındaki yorumlarımı bu blogun bağlamında değerlendirmenizi rica edeceğim.
Tom Cruise ve Katie Holmes’un tarihe geçen düğun fotoğraflarını basına rekor fiyata satma başarısından (?!) sonra İngilizler Liz Hurley ve Arun Nayar’ın Hello dergisine 1 milyon Pound’a sattığı düğün fotoğrafları için yarın (7 Mart) gazete satıcılarına koşacak gibi görünüyor. Zira Elton John (bütün zarif kadınların en yakın arkadaşı, nasıl oluyorsa…), Donatella Versace ve Beckham’ların (onlarsız olur mu?) konuklar arasında olduğu, Sudeley Şatosu’nda basına kapalı olarak gerçekleştirilen düğün çok merak ediliyor. Yeni evliler düğünden sonra Hindistan’a gitti ve burada Hint geleneklerine göre de çeşitli törenler yapılacak. Hello dergisinin 1 milyon Pound’u çatır çatır ödediği düğün fotoğrafları da yarınki Hello’da yer alacak. İngilizler düğünü o kadar merak etti ki, söylentiler bitmedi. Gelinliği Donatella Versace’nin tasarladığını zaten Sağır Sultan bile duydu. Hindistan’daki düğünde Liz Hurley’in pembe ipekten bir sari giyeceğini de biliyoruz. Fakat işte gerçek bir gazetecilik başarısı: Liz Hurley’in evlilik yüzüğünün nereden alındığını açıklamış İngiliz Vogue dergisi. Sıkı durun! Evet, yüzük Chopard’ın Bond Street mağazasından alınmış. Yüzüğün resmi de var. (Ben de sizi bundan mahrum edemezdim) 15.09 karat değerindeki yüzük beyaz altın üzerine kare kesimli şeffaf bir elmas ve pave pırlantalarla bezeli.
Liz Hurley, yanlış bilmiyorsam birkaç yıldır Arun Nayar ile birlikteydi. Önceki sevgilisi ve kocası Hugh Grant ile Hülya Avşar modeli ilişkisi ve “ayrılsak da beraberiz, dostuz” beyanatlarından sonra gözümde “güzel ama bedbaht kadın” mertebesindeydi. Ne olduysa 40 yaşını devirdikten sonra oldu. Modellikten emekli olacağına işleri daha da çoğaldı. Estee Lauder’in yüzü oldu. Arun Nayar ile sevgili oldu ve şimdi de prensesler gibi bir düğünle evleniyor. İngiliz basınının düğün fotoğraflarına bu kadar para ödemesi, Hurley’in halkın gözünde de prenses olduğunu işaret eder gibi…
Add comment Mart 6, 2007
Bir nefes sıhhat gibi…
Hollandalı mimar Hofman Dujardin kalabalık şehir hayatında “bir nefes temiz hava” özlemi çekenlerin derdine derman olacak bir çözüm geliştirdi. İlk bakışta pencere gibi görünen sistem, düğmesine bastığınızda dışa doğru açılarak minik bir balkona dönüşüyor. Bu sayede en küçük apartman dairesinin bile bir balkonu, havadar bir yeri olabiliyor. Bloomframe adıyla tescil edilen sistem satışa sunuldu.
İlginç, pratik, eğlenceli ve modern…
Add comment Mart 5, 2007
Türkiye’de haute-couture var mı?

Geçen akşam televizyonda kanallar arasında gezerken gözüme bir program ilişti. Ali Saydam ve Özlem Gürses’in sunduğu “Bildiğin Gibi Değil” programının konuğu Vural ve Meral Gökçaylı’ydı. Ne konuşuyorlar diye 10 dakika izledim. Zira bu programa 11 dakika tahammülüm yok. Herşeyden önce haber kanalı olarak Habertürk’ün yayınında ses sorunu var. Stüdyoda bile konuşulan her şey yankılanıyor ve düğün salonu mikrofonundan konuşuluyormuş gibi, bir süre sonra izledikleriniz sizi yormaya, gürültü gibi gelmeye başlıyor. Ayrıca Özlem Gürses ve Ali Saydam’ın programa iyi hazırlanmadıkları çok belli oluyor. Konuklara amatör gazeteciler gibi olmadık sorular soruyorlar, Özlem Gürses çok pot kırıyor, kelimeleri yanlış telaffuz ediyor, Ali Saydam ile kendi aralarında bizim anlamayacağımız cilveler, espriler vs. vs.
Geçen akşam da aynı şey oldu. Vural Gökçaylı, dünya modası nereye gidiyor, neler olup bitiyor diye güzel güzel anlatıyordu. Konuşmanın ortasında Özlem Gürses “haute-couture ne demek?”, “pret-a-porter ne demek?” diye durmadan araya girmesine tam dişlerimizi sıka sıka tahammül etmeye çalışıyorduk ki… Ali Saydam Vural Gökçaylı’ya “Türkiye’de haute-couture var mı?” diye sormaz mı? Vural Gökçaylı’nın konuk olduğu bir programda… Vural Gökçaylı durumu şakayla karışık olarak “ben gideyim bari…” diyerek zarifçe protesto etti, Saydam da “yani couture ne durumda?” diye toparlamaya çalıştı. Programın gerisini seyredemedim…
Ali Saydam, Türkiye’de iletişim duayeni olarak kabul edilir. Programı bu kadar pot kırılmasını kabul etmiyor ne yazık ki… Böyle giderse Ali Atıf Bir’in başına gelenler yakında Saydam’ın da başına gelir… Bu programda benim canımı sıkan, başta da söylediğim gibi, konuya hazırlanmadan gelmek. Bu hazırlıksızlık (ve beraberindeki cehalet) konuğa saygısızlık boyutuna ulaşıyor. Türkiye’de haute-couture alanında çalışan gerçekten parmakla sayılacak kadar az modacı var. Gökçaylı dünyada haute-couture’ün neredeyse bittiğini, Türkiye’de ise fiyatlar daha makul olduğu için bir şekilde ayakta kaldığını anlatıyordu tam o sırada. O üç-beş haute-couture modacıdan biri olan Gökçaylı’nın konuk olduğu programda böyle bir çam devirmek, programcının kendini küçük düşürmesi, konuğuna saygısızlığı…Televizyon kanallarında böyle şeylere çok sık rastlar olduk ne yazık ki…
İletişim duayeninin programında böyle şeyler duyuyorsak, yakında şunlara da hazır olalım:
Konuk: cerrah falanca filanca
Konu: ameliyatla göz hastalıklarının tedavisi
Doktor anlatıyor, dünyada böyle yapılıyor, biz böyle yapıyoruz bu ameliyatları…
Sunucu soruyor:
- Gerçekten siz bu ameliyatı Türkiye’de yapabiliyor musunuz?
Cevap:
- Gerçekten siz hiç gazete okumuyor musunuz?
NOT: Fotoğraf, Vural Gökçaylı’nın kişisel sitesinden alındı. Siteden 1960′lardan bu güne Gökçaylı’nın moda dünyasında neler yaptığı kategorik olarak yer alıyor. İnsan programa gelmeden önce iki dakika göz atar…
Add comment Mart 5, 2007
Tam da kürkten bahsediyorduk…
Geçtiğimiz günlerde Paris Moda Haftası’nda 2007-2008 Sonbahar-Kış Koleksiyonları tanıtılırken, PETA örgütü üyeleri iki ünlü modacının defilesini deyim yerindeyse bastı ve gösteri yaptı.
Hayvan hakları örgütü PETA üyeleri, dünyanın çeşitli ülkelerinde çeşitli etkinlikler düzenleyerek seslerini duyurmaya çalışıyor. Çoğu zaman hayvanlara kötü muameleyle mücadele ediyor, nesli tükenen hayvanların durumuna dikkat çekmeye çalışıyorlar. Fakat tüm yaptıkları arasında en çok “kürk giyeceğime çıplak gezerim” sloganı ile yaptıkları etkinlikler dikkat çekiyor. Önceleri ünlülerin estetik çıplak pozlar vererek edindikleri gelirleri kullanıyorlardı. Zamanla üyeler çıplak gösteri yapmaya da başladı.
Son iki-üç yıldır kürk modası malumunuz, zirvede. Geçen yıl yine PETA örgütü üyeleri, ünlü moda dergisi Vogue’un Amerikan edisyonuna, parayla bir sayfalık kürk karşıtı ilan vermek istedi. Ancak reklam talepleri geri çevrildi, çünkü aynı derginin içi sayfa sayfa kürk giysili kadınlarla doluydu. Bu reddedilişin ardından New York’taki Conde Nast (dergini sahibi olan büyük yayınevi) binasının önünde yüzlerine editörü Anna Wintour’un maskesini takmış göstericiler “Şeytan Kürk Giyer” yazılı pankartlarla gösteri yapmışlardı. Elbette bu gösteri, geçen yıl vizyona giren ve aynı adı taşıyan bestseller Şeytan Marka Giyer filminin üstüne gelince, hayli anlamlı olmuştu, çünkü kitapta ve filmde anlatılan Miranda Priestley karakteri (ki bu rolle Meryl Streep Oscar’a aday oldu bu yıl), Anna Wintour’dan başkası değildi.
Bu yıl ise koleksiyonlarında kürke bolca yer veren Christian Lacroix ve Valentino defilelerinde eylem yaptı PETA üyeleri. Lacroix defilesinde sloganlı pankartıyla podyuma çıkmayı başaran eylemci (resimde) apar topar podyumdan indirildi. Valentino defilesinde ise güvenlik görevlileri daha atik davranmıştı. Eylemci izleyicilerin arasında farkedildi ve müdahale edilip salondan çıkarıldı.
Defile sonrasında Lacroix, kameralara “kürk karşıtı eylem yapıyorlar, onları anlıyorum ama ne yazık ki ben onlar gibi düşünmüyorum” dedi. Kürk konusu modacıları ikiye bölmüş durumda. Stella Mc Cartney ya da Miuccia Prada gibi tasarımcılar kürk karşıtı bir tavır sergilerken, Jean Paul Gaultier “kürkün yerini tutabilecek başka hiçbir şey olmadığını, çok çok özel bir malzeme olduğunu” söylüyor.
Kendi adıma bir önceki yazımda tam da kürk karşıtı olmadığımdan bahsediyordum. Bence de kürk, yapay olarak üretildiğinde orijinali kadar başarılı olamayan bir malzeme. Öte taraftan, işin etik yanından bakılınca, bana göre insan olduğumuz için değil ama, tabiatın bir parçası olduğumuz için, başka hayvanları ihtiyaçlarımız için öldürme hakkına sahip olduğumuzu düşünüyorum. Eğer eti için bir hayvan öldürmek olağan karşılanabiliyorsa, kürkü için öldürülmesini niçin tartışıyoruz ki? Vejetaryenler et için de hayvan öldürülmemesi gerektiğini düşünüyor. Evet, insanoğlu et yemeden ve bunun için hayvan öldürmeden de yaşayabilir, fakat et kadar değerli ve kaliteli protein başka hiçbir bitkiden sağlanamıyor. Aynı şey deri için de geçerli, kürk için de geçerli… Burada bana göre tartışılacak şey, hayvansal ürünlerin gerekip gerekmediği değil (fayda varsa ihtiyaç kendiliğinden doğuyor); ne kadar hayvansal ürün tükettiğimiz ve bunun için doğaya ne denli zarar verdiğimiz, haddimizi ne denli aştığımız… Her gün milyonlarca, milyarlarca kişi et tüketirken, uygun kiloya geldiğinde kesilmek (öldürülmek) için doğurulup büyütülen hayvanların hakları yok da, dağda avlanıp kürklerinde elbise yapılan hayvanların mı sadece hakları var? Hadi canım! PETA’yı ve eylemlerini gayrı ciddi yapan, makaraya alınmalarını sağlayan işte bu nokta bence… Buraya tıklayarak South Park’ın PETA politikalarını feci biçimde makaraya aldığı bölümü izleyebilirsiniz.
Kürk de elmas gibi, doğada her seyin mükemmel olduğunu bize anımsatan çok çok özel bir malzeme. Ağaçtan elma toplar gibi ya da inekten süt sağar gibi kolayca elde edilmiyor. Bedeli ağır, güzelliği göz kamaştırıcı. Bu nedenle çok az kişi gerçek kürke veya elmasa sahip olabiliyor.
Hayatımda hiç kürk giysim olmadı, muhtemelen bu yazıyı okuyanların çoğunun da olmamıştır. Muhtemelen bir-iki sene içinde kürkün de modası geçer. Ama yarın, öbür gün ve daha öbür gün et yemeye devam edeceğiz… Birileri de biz sabahları kahvaltıda sucuklu yumurta yiyebilelim diye tel kafeste tavuk beslemeye ve bir yaşına gelince danaları kesmeye devam edecek…
1 comment Mart 3, 2007
Ne biliyoruz ki?*
Geçen gün gazetelerde Antarktika’daki buzulların erimeye başlamasıyla bölgede inceleme yapan bilim adamlarının keşfettiği yeni canlı türleri ile ilgili haberler ve fotoğraflar yer aldı. Sadece sokaktaki insanın değil, bilim adamlarının da hiç görmediği, sınıflandıramadığı bu canlı türleri arasında deniz kabukluları, deniz hıyarları, ahtopotlar vardı.
Son yıllarda seyrettiğim belgesellerde okyanuslarda 8 bin metrenin altında güneş ışığı olmayan yerlerde, hatta hatta toprağın binlerce metre altında, sülfürlü ve oksijensiz ortamlarda bile yaşayabilen organizmalardan bahsediliyor. Antarktika’da dondurucu sıcaklıklarda yaşayabilen canlıların keşfi de bu nedenle bizim için yeni, fakat yeryüzünde hayatın devamlılığı bakımından hiç de şaşırtıcı değil.
Bizler, ormanları yok edip, havayı kirleterek kendi türümüzün devamı için diğer türlerin varlığını tehdit ediyoruz. Bunun etik olup olmadığı, ihtiyaç olup olmadığı tartışmalarına girmeyeceğim. (Kişisel olarak kürkünü giymek için ya da etini yemek için hayvanların öldürülmesine karşı değilim. Tabiatta her canlı, kendi ihtiyacı için bir diğerinin hayatını elinden alabilir. Katliam başka bir şey, bunu tartışmanın yeri burası değil…) Fakat National Geographic ve Discovery Channel’ı daha çok seyretmeliyiz. Bilmekle bilmemek arasında dağlar kadar fark var. Bilmek, dünyayı ya da olayları algılamamızı değiştiriyor. Bu da düşünce biçimimizi ve davranışlarımızı…
Uzayda yaşam var mı, yok mu? Oksijensiz, güneş ışıksız ve dondurucu soğuklarda bile yaşam belirtileri bulunabiliyorsa…
Her şeyi bildiğimizi sanıyoruz. Dünyaya hakim olduğumuzu da. Oysa bildiğimizi sandığımız şeylerin çoğu da pek doğru değil… Mesela yakın zamanda İsa’nın mezarı olduğu söylenen bir lahit bulundu. Macdelli Meryem ile evlendiği ve bir çocukları olduğu söyleniyor. Doğru olmayabilir. Ama ya doğruysa?
*Bu yıl İfistanbul’da ikinci bölümü de gösterilen What the Beep Do We Know? – Ne Biliyoruz ki? filmine atfen…
Add comment Şubat 28, 2007
Oscar gecesini kuaförler sabote etti!
Bu konuda diğer blogumda yazdım. Buraya tıklayarak okuyabilirsiniz.
Add comment Şubat 26, 2007
Oscar gecesini kuaförler sabote etti!
Dün gece 79. kez verilen Akademi Ödülleri’nin heyecanla beklenen ödül törenini naklen yayınlar aracılığıyla bütün dünya izledi. Kırmızı halı üzerinde yıldızlar geçidine damgasını vuran iki şey vardı: Ünlülerin birbirinden feci saç modelleri ve tek omuzlu elbise modası.
Kuaförün intikamı
Dün gece milyonların heyecanla beklediği kırmızı halı geçidinde oldukça hayal kırıklığı yaşatan kıyafetler gördük ünlülerin üzerinde. Ünlü modacıların “o gece bütün dünya benim tasarımlarımı görsün, alkışlasın” diye ünlüleri giydirmek için yarıştığını biliyoruz. Mücevhercilerin de bundan geri durmadığını… Dün gece ünlülerin talihsiz seçimleri sayesinde Hollywoodlu kızların markası Marchesa gecenin yıldızı oldu. Çünkü Jennifer Lopez, Marchesa’nın yüksek belli, bol drapeli ve taşlı bir elbisesi ile gecenin en güzel kadınlarından biriydi. Her yıl stilleri ve şıklıkları ile anılan Nicole Kidman ve Gwyneth Paltrow ise o gece kuaförlerin gazabına uğramıştı. Aynı saç modeli ile pişti oldukları yetmiyormuş gibi, o saçlar ne o giysilerin hakkını veriyordu ne de gecenin ciddiyetine uygundu. Yukarıda görüyorsunuz. Düz taranmış saçları yandan ayırıp tek omuza bırakmak moda. Daha doğrusu bu modayı bahar aylarında daha sık göreceğiz. Fakat jean pantolon-askılı bluz üzerinde görmeyi tercih edeceğimiz bu saç modeli ile Oscar gecesine gelmek de neyin nesi? Hadi Nicole Kidman hediye paketine benzeyen kırmızı elbisesi ve son zamanlarda yaptırdığı dudak dolgusu ile ibreyi şaşırdı; peki Gwyneth Paltrow’a ne demeli? Gecenin en güzel elbiselerinden birini giyip, mercan rengi ruju da sürüp geceye damgasını vurmak varken karambole gelmiş. Yıldırım Özdemir, sana söylüyorum! Hollywood’ta bir şube açmanın vaktidir.
Ne varsa eskilerde var
Gecede şıklığı tartışılmayan tek kişi Helen Mirren idi. Oscar alacağına daha önceden aldığı Golden Globe ve Bafta ödülleri yüzünden neredeyse kesin gözüyle bakılan Helen Mirren, gecenin önemini ve tüm gözlerin üzerinde olacağını düşünerek harika bir seçim yapmıştı. Helen Mirren’in Christian Lacroix elbisesi dore, şifon ve dantel uyumuyla harikaydı. Geceye ödül sunumu yapmak için katılan Catherine Deneuve de Jean Paul Gaultier tasarımı siyah elbisesi ve bu elbiseye renk katan iğnesi ile son derece şıktı. Oscar adaylarından Meryl Streep -ki bu sene aday olduğu film Devil Wears Prada – Şeytan Marka Giyer filmindeki rolünde efsanevi Vogue dergisi editörü Anna Wintour’u karikatürize ediyordu- filminde canlandırdığı stil ikonundan geri kalmamıştı. Prada giysileri ve mercan rengi otantik takılarıyla son derece hoş görünüyordu. Dün gece, film boyunca ti’ye alınan Prada’nın biraz olsun gönlününü almıştır sanıyorum.
Gençler de kırmızı halıda yürümeyi ögrenecek
Geceya katılan genç oyuncuların şıklık konusunda kafaları biraz karışıktı galiba.
1. Yeni Bond kızı Eva Green‘in, pudra rengindeki Givenchy elbisesi muhteşemdi.
Fakat saçları korkunçtu. Gölgede kaldı, yazık oldu… (Eva Green’i hep Ahu Türkpençe’ye benzetiyorum. Biri bu kızları kurtarsın bu korkunç saç modellerinden Allah rızası için!)
2. Yeni neslin yetenekli oyuncusu Maggie Gyllenhaal, törene erken gelerek, gazetecilerin bol bol fotoğraf çekmesine izin verdi. Gece mavisi ve siyah saten elbisesinin tek omuzlu olmanın dışında konuşulacak pek bir tarafı yok. Saçları dağınık topuz ve kakülleri ile yaşına uygundu. Aferin Maggie, böyle devam et!
3. Kate Winslet‘in açık yeşil Valentino elbisesi yine tek omuzluydu. Chopard küpeleri görünsün diye sımsıkı topuz yaptırmıştı saçlarını. Bence gerek yoktu, ama kötü denemezdi.
4. Gecenin fıstığı Reese Witherspoon‘du. Mürdüm rengi straples Nina Ricci elbisesi ile gerçekten çok hoş görünüyordu. Sapsarı saçlarını da açık bırakarak “sarışının adı var” iddiasını bir kez daha kanıtlamış oldu.
5. Rachel Weisz, saten Vera Wang kuyruklu straplez elbisesi ile gecenin en şık kadınlarından biriydi.
6. Naomi Watts, Nicole Kidman ile birlikte oynayacağı yeni filmle gündemde. Ancak geceye eski arkadaşı Kidman ile birlikte gelmeseydi keşke… Açık sarı straples Escada elbisesi yüksek bel ve geniş kemeriyle hem modaya çok uygun, hem de çok şıktı. Ne yazık ki Kidman’ın hediye paketi kadar dikkat çekmedi…
7. Devil Wears Prada’nın genç oyuncularından Emily Blunt, geceye straplez Calvin Klein elbiseyle katıldı. Son derece şıktı. İleride göz kamaştıracağını düşünüyorum.
8. Devil Wears Prada’nın genç yıldızı ve Acemi Prenses Anne Hathaway, Valentino imzalı göğsünde ve kuyruğunda fiyonkları olan bir elbise giymişti. Anladık, şeker kız olarak anılmak hoşuna gidiyor, Valentino da gayet iyi bir seçim ama, gecenin ikinci hediye paketine ihtiyacı yoktu…
9. Cameron Diaz, geceye yeni sevgilisi olduğu iddia edilen Djimon Hounsou ile gelmedi. Beyaz Valentino elbisesi şıktı ama kumral saç ve beyaz elbise ile çok sönük görünüyordu. Zümrüt küpeleri ve dağınık saçıyla bile durumu kurtaramadı.
10. En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu adayı Djimon Hounsou ise, smokinli erkekler arasında kıyafeti konuşulmaya değerdi. Gecenin önemine uygun olarak smokin giymeyi seçen Hounsou’nun renk tercihi kahverengiydi ve dar kesimli Gucci smokin çok yakışmıştı. Aferin Hounsou, kıyafete para harca, göz kamaştır ki Hollywood’ta kaşen artsın. Oyunculuğuna bir diyeceğimiz yok zaten…
NOT: Bu yazıda hiç sözü geçmeyen Cate Blanchett geceye Armani Privé füme rengi tek omuzlu bir elbiseyle katıldı. Cate Blanchett’in stili ve şıklığı ayrı bir yazının konusu…
Add comment Şubat 26, 2007
Egonuzu Ego’yla tatmin edin!


Hollandalı bilgisayar üreticisi Ego Lifestyle, en hızlı işlemcili, en işlevsel bilgisayarı üretmek için yola çıkmadı. Fakat en pahalı bilgisayarlardan birini üretmeyi başardı. Ego markalı dizüstü bilgisayarlar, resimde de görüldüğü üzere, şıklığınıza şıklık kazandıracak şekilde tasarlanıyor. Sadece kadınlar için değil, erkekler için de son derece şık modelleri olan Ego’ların değiştirilebilir dış kaplamaları 275 Pound, kendileri ise 2700-3500 Pound arasında fiyatlara sahip.
Bilgisayarının gül ağacı, deri ya da Swarovski kristal kaplama olmasını kim istemez? Alın, egonuzu tatmin edin. Ego satın alabileceğiniz mağazalar listesi için buraya tıklayın.
Add comment Şubat 22, 2007










